G14

G14, G21, G33, G42

21 Kasım 1938 Ankara’da Matem Günü

21 Kasım 1938, Türk milleti için derin bir matem günüydü. Gazetelerde Atatürk’ün kaybı üzerine çok sayıda yazı yayımlandı. Nurullah Ataç Haber gazetesi “Matem günü” başlığıyla o günün önemini aktardı. Sezai Atillâ Tan, Atatürk’ün son hizmetlerini ve ülkeye bıraktığı mirası yazdı. Muhiddin Birgün Son Posta, tabutun önündeki halkın duygularını anlattı.

Abidin Daver Cumhuriyet, “Sen ölmedin” diyerek liderin fikirlerinin ve eserlerinin yaşadığını vurguladı. F. Demircili Cumhuriyet, Altı Meş’alc başlığıyla Atatürk’ün ışığını ve rehberliğini simgeledi. Sadri Ertem Kurun, resimlere bakarken duyulan hüznü ifade etti. Hakkı Süha Gezgin Kurun, halkın kısa bir an için sessizce yas tutmasını yazdı.

Halk Filozofu Son Telgraf, “Atatürk Ankara’nın kucağında” diyerek cenazenin törenini ve halkın saygısını aktardı. Yunus Nadi Cumhuriyet, Peyami Safa Cumhuriyet, Recai Sanay S

G14, G24, G32, G44

Ankara Seyahati Planı ve Beklenmedik Kriz

Atatürk’ün Ankara’ya gitme ihtimali üzerinde düşünülürken, sağlık durumunda ani ve ciddi bir kriz daha ortaya çıkmıştır. Bu sırada Atatürk şiddetli nöbetler geçiriyor, zaman zaman çevresini tam olarak tanıyamayacak bir hâle giriyordu. O gün doktor Suadiye’de bulunurken saraydan acil bir telefon almış ve hemen gelmesi istenmiştir. Bunun üzerine Kadıköy’e gönderilen motorlarla vakit kaybetmeden saraya gidilmiştir. Saraya ulaşıldığında Atatürk’ün oldukça ağır bir durumda olduğu görülmüştür.

Kriz Anındaki Durum ve Müdahale

Atatürk oturur vaziyetteydi ve sürekli bağırıyor, şiddetli ihtilâçlar gösteriyordu. Çevresindekiler onu yatırmak istedikçe buna karşı çıkıyor ve “Bırak, bırak” diyerek müdahaleye direniyordu. Bu durum, hastalığın ne kadar ağır bir safhaya ulaştığını açıkça göstermekteydi. Doktorlar vakit kaybetmeden müdahale etmeye karar ver

G14, G21, G34, G41

4 Teşrinievvel 1933 – Yalova’dan İstanbul’a Dönüş ve Yugoslav Kralı Kabulü

4 Teşrinievvel 1933’te Gazi Mustafa Kemal Paşa, Yalova’dan İstanbul’a dönmüştür. Aynı gün, misafirleri olan Yugoslavya Kralı Aleksandr ve kraliçesiyle bir araya gelmiştir. Bu görüşme, iki devlet arasında dostane ilişkilerin güçlendirilmesi ve sulhün takviyesi amacıyla gerçekleştirilmiş önemli bir mülâkat olmuştur.

Dobrovnik Gemisinin Karşılama Töreni

Kral ve kraliçeyi getiren Yugoslavya Dobrovnik Harbiye Gemisi, Boğaz’da Zafer ve Tınaztepe fenerlerinin önünden geçerek İstanbul’a ulaşmıştır. Saat 18.00 civarında Boğaz’a giren Dobrovnik, sakin bir seyirle Boğaz’ı geçerek Dolmabahçe Sarayı önünde demirlemiştir. Gazi, geminin rıhtıma yanaştığı sırada Başvekil İsmet Paşa refakatinde Kral Aleksandr’ı karşılamış ve rıhtıma çıkarmıştır. İki dost devlet reisi, birbirlerine gösterilen samimi ilgiyle bir araya gelmiş ve saray bahçesine geçmiştir

G14, G21, G35, G44

Ağustos ve Eylül 1927

Sarayda Çalışmalar, Deniz Gezileri ve Seçim Sonuçları

21 Ağustos 1927: Üsküdar Yangını ve Yardımlar

21 Ağustos 1927 tarihinde Üsküdar’da meydana gelen yangın felaketi, yaklaşık 400 evi etkilemiş ve halk arasında büyük bir üzüntü yaratmıştır. Gazi, yangınzedelere derhal yardım edilmesi için 5.000 lira tahsis etmiş ve bu paranın acilen dağıtılmasını emretmiştir. Bu adım, Cumhurbaşkanının halkın ihtiyaçlarına duyduğu yakın ilgiyi ve sosyal sorumluluk anlayışını göstermektedir. Üsküdar halkı, Gazi’nin ilgisi ve hızlı müdahalesi karşısında derin bir memnuniyet duymuştur.

25–27 Ağustos 1927: Sarayda Çalışmalar ve Boğaz Gezileri

25 Ağustos günü Cumhurbaşkanı, tüm gününü Dolmabahçe Sarayı’nda çalışmalarla geçirmiştir. 26 Ağustos’ta İstanbul’a gelen milletvekillerini kabul etm

G14, G24, G31, G44

Deniz Üzerinde Ağır ve Görkemli İlerleyiş

Ertuğrul vapuru ağır ağır yol alıyordu. Deniz üzerinde ilerleyişimiz yavaş fakat son derece görkemliydi. Yol boyunca Türk Ocağı, Şirket-i Hayriye, Emniyet-i Umumiye Cemiyeti, ticaret ve borsa çevreleri, yabancı vapur acenteleri, çeşitli yardım ve kültür cemiyetleri ile adlarını levhalarından okuyamadığımız daha birçok kuruluşun özel vapurları dizilmişti. Ayrıca Ameli Hayat mektepleri başta olmak üzere pek çok okulun öğrencileri de sahillerde ve deniz araçlarında yerlerini almışlardı. Herkes, bu tarihi geçişe tanıklık etmek istiyordu.

Donanmanın Düzenli ve Etkileyici Görünümü

Bu sırada denizdeki manzara adeta bir resmigeçidi andırıyordu. Bahriye birlikleri büyük bir düzen ve disiplin içinde seyrediyor, ortaya etkileyici bir görüntü koyuyordu. En önde Ertuğrul yatı bulunuyor, arkasından Hamidiye ve Barbaros kruvazörleri ilerliyordu. Onları torpidolar takip ediyordu. Bu

G14, G22, G31, G45

Ataerkîn (Zeki Arif) – Hayatı ve Musiki Dünyasına Katkıları

Ataerkîn, asıl adıyla Zeki Arif, 1896 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Musikiyle iç içe bir ailede büyüyen Ataerkîn, meşhur musikişinas Hacı Ârif Bey’in oğlu olarak müzikle tanıştı. Çocukluğundan itibaren çevresinin hayranlığını toplayacak şekilde müziğe ilgi gösterdi ve bu dönemde babasından kanun dersleri de alarak temel müzik bilgisini geliştirdi.

Musiki Eğitiminde Ustaları

Zeki Arif Bey, daha sonra döneminin önde gelen musiki üstadlarından Hacı Kirârûl Efendi’ye intisap ederek müzik bilgisini ilerletti. Bu sayede klasik Türk musikisinin usul ve makamlarını derinlemesine öğrenme fırsatı buldu. Okuma sanatında üstün bir yeteneğe sahip olan Ataerkîn, bu kabiliyetini bestekârlık alanında değerlendirdi ve kendi özgün eserlerini üretmeye başladı.

Bestekârlık Hayatı ve Eserleri

Ataerkîn’in bestekârlık hayat

G14, G25, G32, G43

Atâ Bey’in Süvari Eğitimi

Atâ Bey, Enderun’da süvari olarak eğitim almaya başlamıştır. Kendilerine muallim olarak ünlü Fransız Rüstem Bey tayin edilmiştir. Süvari taliminde gösterdiği başarı sayesinde kısa sürede önemli bir beceri kazanmış ve “ortası tuğra, şemsin yarısı resminde olan bir çift nişan” ile süvari onbaşısı vekili olarak atanmıştır. Eğitim sırasında, özellikle cumartesi günleri kıyafet değiştirip mesire yerlerinde dolaşmak alışkanlık hâline gelmiştir ve Atâ Bey, o dönemde kavas kıyafetinde refakat ederek görevlere katılmıştır.

1828 (H. 1244) yılında Rami Kışlası’nda eğitim gören Atâ Bey, kendi hatıralarında:

“Çapik süvaran meydanında hünerimi geliştirdim. Kemankeş üstadım Şişman Mehmed Efendi’den talim alarak yedi yüz adıma kadar ok atma becerisi kazandım”

diyerek süvari eğitimi boyunca kazandığı yetenekleri anlatmıştır. Aynı dönemde arkadaşları Baş Ç

G14, G23, G32, G43

Kel Hasan ve Tiyatro Musikisi

Kel Hasan, döneminin eğlence hayatında tanınmış musiki topluluklarından birinin başında yer almıştır. Özellikle tulûat tiyatrolarında, oyun başlamadan önce ve perde

G14, G24, G33, G41

Tebriz Azerbaycanın Taht Şehri

Gönülleri cezbeden Tebriz şehri, bugün hâlâ Azerbaycan’ın taht merkezi olup, İran topraklarının en yüce hanlıklarından biridir. Tarih boyunca birçok kez hanlar hanlığı unvanını taşımıştır. Şehir, yaklaşık on bin asker tarafından korunmaktadır.

Tebriz’in yönetimi oldukça düzenlidir. Şehirde müftü, şeyhüssâdât (seyitlerin başı), molla, kelenter (belediye başkanı), münşi (yazman), daroga (zabıta amiri), korucubaşı, dizçöken ağası, çiğyiyen ağası, yasavul ağası, eşik ağası ve mihmandar (resmî misafir ağırlayıcı) görev yapmaktadır.

Bu görevliler şehri adaletle yönetirler. Tebriz’de halk, Nuşirevan-ı Adil’in (Sasani hükümdarı Nûşirevan) adaletini andıran bir düzen içinde yaşar. Öyle ki, hiçbir kimse başkasının hakkına, bir hardal tanesi kadar bile dokunamaz.

Tebriz’in Camileri

Tebriz’de 320 mihraplı cami bulunmaktadır. Bun

Scroll to Top