Ahmed Ateş’in Akademik Çalışmaları ve Ateş Balığı
İstanbul Fetih Cemiyeti ve İstanbul Enstitüsü Prof. Dr. Ahmed Ateş, akademik hayatı boyunca yalnızca üniversitede ders vermekle kalmamış, bilimsel kurumların […]
İstanbul Fetih Cemiyeti ve İstanbul Enstitüsü Prof. Dr. Ahmed Ateş, akademik hayatı boyunca yalnızca üniversitede ders vermekle kalmamış, bilimsel kurumların […]
Atâullah Efendi, on sekizinci yüzyılın önemli ulemasından biridir ve 1759 yılında (H. 1173) doğmuştur. Babası, Şeyhülislâm Esadefendizâde Şerif Efendi’dir. Atâullah Efendi, henüz on iki yaşında müderris olarak göreve başlamış ve genç yaşta büyük bir yükseliş göstermiştir. Yirmi dört yaşında Galata kadısı olarak atanmış, otuz bir yaşında (1793, M. 1208) İstanbul kadılığına ilave olarak Nakib-ül-eşraf görevini üstlenmiştir.
İlmiye mesleğinde hızlı bir terakki gösteren Atâullah Efendi, Anadolu kazaskerliği basamağını atlayarak beş yıl sonra Rumeli payesi almıştır. 1804 yılında (H. 1219) fiilen Rumeli kazaskeri olmuş ve 1806 yılında (H. 1221) şeyhülislâm olarak atanmıştır Guided Tour Ephesus .
Atâu
10 Kasım 1938’de Türkiye, eşi benzeri olmayan bir liderini kaybetti. Gazetelerde Atatürk’ün ölümü üzerine birçok yazı yayımlandı. Nurullah Ataç Resimli Hafta gazetesinde “Atatürk Tanrılaşan Lider” başlığıyla liderin büyüklüğünü anlattı. İzzet Ulvi Aykut Son Telgraf “İki gidiş arasındaki fark” diyerek Atatürk’ün hayatının ve kaybının önemini vurguladı.
Ethem İzzet Benice Son Telgraf, halkı “Ağlamayınız; iftihar ediniz” sözleriyle teselli etmeye çalıştı. Muhiddin Birgün Son Posta “Gözyaşı” başlığıyla toplumun acısını dile getirdi. Abidin Daver Cumhuriyet, Atatürk’ün ölümünü haber vererek milletin yasını aktardı. Ali Rıza Eroin Son Telgraf ve Celâl Ergun Modern Türkiye, Atatürk’ün kaybının genç kuşak üzerindeki etkilerini yazdı.
Sadri Ertem Kurun “20 yaşındaki Mustafa Kemaller” diyerek gençlerin liderlerinden aldığı ilhamı vurguladı. Hakkı Süha Ge
Atatürk’ün Ankara’ya gitme ihtimali üzerinde düşünülürken, sağlık durumunda ani ve ciddi bir kriz daha ortaya çıkmıştır. Bu sırada Atatürk şiddetli nöbetler geçiriyor, zaman zaman çevresini tam olarak tanıyamayacak bir hâle giriyordu. O gün doktor Suadiye’de bulunurken saraydan acil bir telefon almış ve hemen gelmesi istenmiştir. Bunun üzerine Kadıköy’e gönderilen motorlarla vakit kaybetmeden saraya gidilmiştir. Saraya ulaşıldığında Atatürk’ün oldukça ağır bir durumda olduğu görülmüştür.
Atatürk oturur vaziyetteydi ve sürekli bağırıyor, şiddetli ihtilâçlar gösteriyordu. Çevresindekiler onu yatırmak istedikçe buna karşı çıkıyor ve “Bırak, bırak” diyerek müdahaleye direniyordu. Bu durum, hastalığın ne kadar ağır bir safhaya ulaştığını açıkça göstermekteydi. Doktorlar vakit kaybetmeden müdahale etmeye karar ver
1 Temmuz 1933’te Gazi Mustafa Kemal Paşa, Darülfünun’u ziyaret ederek öğrencilerin imtihanlarını izlemiş ve talebelerle sohbet etmiştir. Gençlerle yakın ilişkiler kurması, onların motivasyonunu artırmış ve öğretim hayatına olan ilgiyi güçlendirmiştir. İstanbul gazeteleri, Gazi’nin Türk gençleriyle kurduğu bu sıcak temasın önemini uzun haberlerle okuyuculara aktarmıştır.
3–5 Temmuz tarihleri arasında Gazi, saraydaki dairelerinde resmi işlerini sürdürmüş ve Yalova’ya kısa bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyaretler, hem çalışma hem de dinlenme amaçlı olmuştur.
6 Temmuz akşamı, motörle Büyükdere yönünde bir deniz gezisi yapmıştır. 7 Temmuz’da ise motörle Boğaziçi boyunca kısa bir gezinti gerçekl
8 Temmuz 1927 tarihinde Gazi, Çırçır Suyu civarına bir gezi yapmış, dönüşte Tarabya’da bulunan Tokatlıyan Oteli’nde Tarabya halkının saygı ziyaretini kabul etmiştir. Bu ziyaret sırasında halk, büyük bir ilgi ve sevgi gösterisinde bulunmuştur. Aynı gün Dolmabahçe Sarayı’na gidilerek özel hatıra defterini imzalayan birçok önemli kişi olmuştur. Bu isimler arasında Keçecizade İzzet Fuad Paşa, Niğde Mebusu Bekir Bey, eski Umum Mekâtib-i Askeriye Nazırı Ali Rıza Bey, Madenci Mehmet Arif Bey, emekli Miralay Naci Bey, Hüsrev Sami, İzkeçeli Arif Bey, Halil Halid Bey, Şark Demiryolları Şirketi sahibi Hasan Fehmi Bey ve eski Harbiye Nezareti Müsteşarı Ferik Fuad Paşa yer almıştır.
9 Temmuz 1927 tarihinde Kolordu, Vilayet, Şehremaneti ve Şehitlik ziya
İstanbul Mebusu Muhtar Bey, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın huzurunda yaptığı konuşmada, İstanbul halkının duyduğu derin sevgi ve bağlılığı dile getirdi. Konuşmasına “Büyük müncimiz, sevgili Reisicumhurumuz” sözleriyle başlayan Muhtar Bey, İstanbul halkının kurtarıcısına karşı büyük bir minnet, saygı ve özlem içinde olduğunu ifade etti. Gazi Hazretlerinin bu güzel şehri teşrif etmelerinin, İstanbul halkı için büyük bir mutluluk ve onur kaynağı olduğunu belirtti. Sözlerini, en derin şükran ve hürmet duygularıyla selamlayarak tamamladı.
Muhtar Bey’in konuşmasının ardından Gazi Mustafa Kemal Paşa, kendisine ve heyetin diğer üyelerine teşekkür etti. Daha sonra istasyona doğru yürümeye başladı. Bu sırada kasabanın her tarafından yeni bir alkış fırtınası koptu. Halk coşkuyla ellerini sallıyor, bayraklar uzatılıyor, izci gençler ve oku
Dr. Ahmed İhsan Aksan, İstanbul 1954’te yayımlanan iki önemli eserin müellifidir. 1933 yılında Dr. Şerif Korkucl ile birlikte Konya’da “Anadolu Kliniği” adındaki tıbbi mecmuayı yayımlamaya başlamış ve mecmuanın sahibi ile neşriyat müdürlüğünü üstlenmiştir. Bu dergi, İstanbul’da 1955 yılına kadar düzenli olarak yayımlanmıştır.
Aksan, yalnızca bu dergide değil, çeşitli Türk, Amerikan ve Avrupa tıp dergilerinde de tıbbi makaleleri yayımlanmış bir bilim insanıdır. Özellikle 1943 yılında İzmir’de müttefik devletlerin yaralılarına gösterdiği ilgi ve bakım nedeniyle İngiltere Krallığı tarafından O.B.E. (Order of British Empire) nişanı ile ödüllendirilmiştir. Bu ödül, onun uluslararası alandaki tıbbi hizmetlerinin takdir edildiğini gösterir.
Bu bölge, özellikle İstanbul’un kültürel ve sosyal yaşamında önemli yer tutmakta
Atâ Bey, Enderun’da süvari olarak eğitim almaya başlamıştır. Kendilerine muallim olarak ünlü Fransız Rüstem Bey tayin edilmiştir. Süvari taliminde gösterdiği başarı sayesinde kısa sürede önemli bir beceri kazanmış ve “ortası tuğra, şemsin yarısı resminde olan bir çift nişan” ile süvari onbaşısı vekili olarak atanmıştır. Eğitim sırasında, özellikle cumartesi günleri kıyafet değiştirip mesire yerlerinde dolaşmak alışkanlık hâline gelmiştir ve Atâ Bey, o dönemde kavas kıyafetinde refakat ederek görevlere katılmıştır.
1828 (H. 1244) yılında Rami Kışlası’nda eğitim gören Atâ Bey, kendi hatıralarında:
“Çapik süvaran meydanında hünerimi geliştirdim. Kemankeş üstadım Şişman Mehmed Efendi’den talim alarak yedi yüz adıma kadar ok atma becerisi kazandım”
diyerek süvari eğitimi boyunca kazandığı yetenekleri anlatmıştır. Aynı dönemde arkadaşları Baş Ç
Kel Hasan, döneminin eğlence hayatında tanınmış musiki topluluklarından birinin başında yer almıştır. Özellikle tulûat tiyatrolarında, oyun başlamadan önce ve perde