Otomobilin Gelişi ve At Canbazlarının Değişen Dünyası
Otomobillerin yaygınlaşmasıyla birlikte atlı arabaların dönemi yavaş yavaş sona ermeye başladı. Bir zamanlar İstanbul sokaklarının en gösterişli araçları olan brik […]
Otomobillerin yaygınlaşmasıyla birlikte atlı arabaların dönemi yavaş yavaş sona ermeye başladı. Bir zamanlar İstanbul sokaklarının en gösterişli araçları olan brik […]
Aşağıdaki notlar 1947 yılında tespit edilmiştir ve dönemin müzecilik anlayışı hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Müzenin zemin katından içeri girildiğinde, sokak kapısının tam karşısında yer alan oda Millî Mücadele’ye ayrılmıştır. Bu salon, ziyaretçilere o zorlu dönemin ruhunu yansıtmak amacıyla özenle düzenlenmiştir. Duvarlar, askerî harekâtı gösteren haritalar, krokiler ve Atatürk’ün bu yıllardaki hayatına ait fotoğraflarla süslenmiştir. Böylece ziyaretçiler, Millî Mücadele sürecini görsel materyaller aracılığıyla daha iyi anlayabilmektedir.
Bu salonda ayrıca, büyük liderin Trablusgarp Savaşı’ndan Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar geçen dönemdeki yaşamını anlatan değerli fotoğraflar da bulunmaktadır. Bu görseller, Atatürk’ün askerî ve liderlik yönünü gözler önüne sermektedir. Bunun yanı s
Generaller, sandukanın üzerinden ipek Türk sancağını kaldırmaya çalışıyordu. Ancak ipek sancak sanki bu kutsal naaştan ayrılmak istemiyormuş gibi sandukaya iyice
Doktor Fisenjer de yapılan teklifin uygun olduğunu kabul etti. Ben de zaten hazırlıklarımı bu ihtimale göre yapmış, gerekli bütün tıbbi araç ve düzenlemeleri önceden hazırlamıştım. Yapılan ponksiyon işlemi son derece doğal bir şekilde ve hastaya fazla acı vermeden gerçekleştirildi. İşlem sırasında yaklaşık on buçuk kilo kadar sıvı alındı. Bu müdahale, Atatürk’ün nefes almasını kolaylaştırmış ve onu belirgin şekilde rahatlatmıştır.
İşlem sonrasında Atatürk derin bir nefes alarak büyük bir rahatlama hissettiğini ifade etti ve “Oh, çok rahat ettim.” diyerek memnuniyetini dile getirdi. Alınan sıvı şişelere aktarılırken dikkatle inceliyor, merak ettiği noktaları soruyordu. Sıvının görünümü hakkında bilgi almak istemiş ve bunun vücut içinde nasıl biriktiğini anlamaya çalışmıştır. Doktorlar da ona kullanılan ince iğneyi göstererek işlemin nasıl yapıldığını sade bir dille açıkla
Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 1932 yılı ocak ve şubat aylarındaki faaliyetleri, hem resmi görevlerini hem de kültürel ve sosyal ilgilerini yansıtmaktadır.
20–22 Kânunusani tarihleri arasında Cumhurbaşkanı saraydaki bürolarında çalışmış, resmi işlerini takip etmiştir. 22 Kânunusani akşamı saat 21.30’da Opera Sineması’na giderek “Çanakkale” filmini izlemiştir. Bu ziyaret, hem tarihi olaylara olan ilgisini hem de kültürel etkinliklere verdiği önemi göstermektedir.
23–24 Kânunusani’de saraydaki bürolarında çalışmaya devam etmiştir. 25 Kânunusani akşamı Parlamento Tiyatrosu’na gitmiştir. Belediye Reisi, Vali Muhiddin Bey ve Ruşen Eşref Bey kendilerini localarına almış ve “Yalova Tür
Fener alayına katılan kayıklar, sandallar, motorlar ve benzeri küçük deniz araçları, büyük bir özenle hazırlanmıştı. Bu küçük tekneler bayraklarla, defne dallarıyla süslenmiş; cam ve rengârenk kâğıt fenerlerle aydınlatılmıştı. Akşamın ilerleyen saatlerinde hepsi bir araya gelerek Haliç’te toplanmış ve görkemli bir manzara oluşturmuşlardı. Liman Kumandanlığı’nın sağladığı güvenlik ve düzen sayesinde alay, belirlenen güzergâh boyunca düzenli bir şekilde hareket etmiştir.
Fener alayına katılan tekneler, köprüden çıktıktan sonra sırasıyla liman dairesi, Seyr-i Sefain binası ve Kabataş sahilini takip ederek Dolmabahçe Sarayı önlerine doğru ilerlemişlerdir. Bu geçiş sırasında deniz üzerindeki hareketlilik, izleyenler için hem heyecan verici hem de görsel açıdan etkileyici bir şölen niteliği taşımıştır. Işıklarla süsle
Büyük Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’u ziyaret edeceği haberi Ankara’dan alınır alınmaz, şehirde büyük bir heyecan ve hareketlilik başladı. İstanbul, kurtarıcısını karşılamak için kısa sürede kapsamlı hazırlıklara girişti. Ancak bu ziyaretin on gün gibi kısa bir süre içinde gerçekleşecek olması, hazırlıkların sınırlı kalmasına neden oldu. Buna rağmen, İstanbul halkı ve yöneticileri ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı.
Ziyaret için geniş katılımlı bir istikbal heyeti oluşturuldu. Bu heyette Kolordu Kumandanı Şükrü Naili Paşa, İstanbul Mebusu Süleyman Sami Bey, Belediye Fen İşleri yetkilileri, vilayet erkânı, mebuslar, askerî yetkililer ve çok sayıda gazeteci yer aldı. Heyet, Ankara Vapuru ile İzmit’e doğru yola çıktı. Vapurdaki isimler arasında Şehremini Muhiddin Bey ve Vakit Gazetesi muhabiri
Bu eşsiz kabir taşının değeri fark edildiğinde, onun İslâm ve Şark Eserleri Müzesi’ne kazandırılması gerektiği düşünülmüştür. Bu amaçla, dönemin müze müdürü olan merhum Abdülkadir Erdoğan’a haber verilmiştir. Saygıdeğer bir ilim adamı olan Erdoğan, Eyüp’e götürülmüş ve söz konusu taş kendisine yerinde gösterilmiştir. Taşın sanatsal ve tarihî kıymetini hemen kavrayan Erdoğan, bu eserin müzeye nakledileceği vaadinde bulunmuş ve bu düşünce büyük bir sevinçle karşılanmıştır.
Ne yazık ki, müze müdürünün bir süre sonra hastalanması ve ardından emekliye ayrılması, bu iyi niyetli girişimin hayata geçirilmesine engel olmuştur. Daha sonra İstanbul Ansiklopedisi’nin hazırlanma süreciyle meşgul olunması, bu çok değerli mezar taşının uzun süre unutulmasına yol açmıştır.
1937 yılında kabir taşının resmini yapmak a
Atabek Hanı, İstanbul’un Eminönü ilçesi sınırları içinde yer almaktadır. Yapı, günümüzde Şehinşah Pehlevî Caddesi olarak bilinen eski Yenipostahane Caddesi ile Fındıkçı Remzi Sokağı’nın kesiştiği köşede bulunmaktadır. Atabek Hanı’nın bulunduğu yerde eskiden Saralı Hanı yer almaktaydı. Bu han, ünlü manifatura tüccarı Ata Refik Atabek tarafından 1932 yılında satın alınmış ve binanın adı Atabek Hanı olarak değiştirilmiştir.
1939 yılında hanın içinde çıkan büyük bir yangın sonucu yapı tamamen yanarak kullanılamaz hâle gelmiştir. Yangının ardından, 1940–1941 yılları arasında Fevzi Atabek tarafından yeniden yaptırılmıştır. Yeni bina, dönemin tanınmış mimarlarından Pistikos’a inşa ettirilmiştir. Böylece günümüzde bildiğimiz Atabek Hanı ortaya çıkmıştır
Bu bölümün sağ duvarında, Tevfik Fikret’in kendi eliyle yaptığı üç önemli resim yer almaktadır. Bunlardan ilki, eşi Fatma Nâzime Hanımefendi’nin portresidir. Portre, sade anlatımı ve duygulu ifadesiyle dikkat çeker. İkinci eser, Âşiyan civarında Boğaziçi’nin bir görünüşünü yansıtan yağlı boya bir peyzajdır. Bu tablo, renk uyumu ve ışık kullanımıyla tereddütsüz bir sanat eseri olarak kabul edilir. Üçüncü resimde ise, bir çam ağacının altında oturan çarşaflı bir hanım görülür. Bu figürün de şairin eşi olduğu bilinmektedir. Resim, hem doğayla insan arasındaki ilişkiyi hem de dönemin gündelik yaşamını yansıtır Private Ephesus Tours.
Bu bölümde yer alan eserler arasında, Tevfik Fikret’in henüz Galatasaray Sulta