Otomobilin Gelişi ve At Canbazlarının Değişen Dünyası
Otomobillerin yaygınlaşmasıyla birlikte atlı arabaların dönemi yavaş yavaş sona ermeye başladı. Bir zamanlar İstanbul sokaklarının en gösterişli araçları olan brik […]
Otomobillerin yaygınlaşmasıyla birlikte atlı arabaların dönemi yavaş yavaş sona ermeye başladı. Bir zamanlar İstanbul sokaklarının en gösterişli araçları olan brik […]
Aşağıdaki notlar 1947 yılında tespit edilmiştir ve dönemin müzecilik anlayışı hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Müzenin zemin katından içeri girildiğinde, sokak kapısının tam karşısında yer alan oda Millî Mücadele’ye ayrılmıştır. Bu salon, ziyaretçilere o zorlu dönemin ruhunu yansıtmak amacıyla özenle düzenlenmiştir. Duvarlar, askerî harekâtı gösteren haritalar, krokiler ve Atatürk’ün bu yıllardaki hayatına ait fotoğraflarla süslenmiştir. Böylece ziyaretçiler, Millî Mücadele sürecini görsel materyaller aracılığıyla daha iyi anlayabilmektedir.
Bu salonda ayrıca, büyük liderin Trablusgarp Savaşı’ndan Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar geçen dönemdeki yaşamını anlatan değerli fotoğraflar da bulunmaktadır. Bu görseller, Atatürk’ün askerî ve liderlik yönünü gözler önüne sermektedir. Bunun yanı s
14 Kasım 1938’de gazeteler, Atatürk’ün ölümünün yarattığı derin matem ve toplumsal etkileri yansıtan çok sayıda yazı yayımladı. Niyazi Ahmed Kurun “Tarihi zenginleştiren Türk” başlığıyla onun millet üzerindeki etkisini vurguladı. Fazıl Ahmed Aykaç Cumhuriyet gazetesinde gençliğin yas tepkilerini anlattı. Ethem İzzet Benice Son Telgraf’ta Atatürk’ün orijinal ve özgün kişiliğini öne çıkardı.
Muhiddin Birgün Son Posta “Atatürk’ümüzü kaybettik” diyerek halkın acısını dile getirdi. Hakkı Süha Gezgin Kurun, yetiştirdiği gençliği ve onların matemini anlattı. Ali Naci Karacan Bugün gazetesinde “Büyük acı karşısında” ifadesiyle halkın hislerini özetledi. Nadir Nadi Cumhuriyet, S. T. Öget Kırmızı-Beyaz, Cemal Refik Akşam, M. Zekeriya Sertel Tan ve Sabiha Zekeriya Sertel Tan, Atatürk’ün ölçüsünü, eserlerini ve halk üzerindeki etkilerini detaylı şekilde yazdılar. Murad Sertoglu Ye
Zaferleri ve insanlığa yaptığı hizmetlerle tanınan kahraman Türk ordusu, tarih boyunca yalnızca savaş meydanlarında başarı kazanmakla kalmamış, aynı zamanda medeniyetin ışığını da gittiği her yere taşımıştır. Türk ordusu, milletin en zor ve en buhranlı dönemlerinde vatanı zulümden, felaketlerden ve büyük tehlikelerden koruyarak kurtarmıştır. Bu nedenle milletin gözünde ordu, sadece bir askerî güç değil, aynı zamanda bağımsızlığın ve güvenliğin en güçlü teminatıdır.
Cumhuriyet döneminde de ordunun bu yüksek görevi değişmemiştir. Modern askerlik anlayışı, disiplin, eğitim ve güçlü karakter ile Türk ordusu görevini aynı sadakat ve kararlılıkla sürdürmeye devam etmiştir. Devletin temel değerlerini koruma, vatanın güvenliğini sağlama ve milletin huzurunu teminat altına alma görevi her zaman ordunun en önemli sorumluluğu olmuştur. Bu kutsal görevin, geçmişte olduğu gibi gelecekte de aynı
Dişlerindeki bir rahatsızlık sebebiyle tedavi görmekte olan Cumhurbaşkanı’nın İstanbul’da bir süre daha kalacağı öğrenilmiştir. Aynı gün öğleden sonra saat ikide, her zamanki maiyetinde bulunan kişilerle birlikte Elhamra Sineması’na gitmişlerdir. Saat 17.10’a kadar süren özel bir gösterimde “Gazi Çiftliğinde” adlı filmi izlemişlerdir. Bu film, kendi izinleriyle Fox şirketi tarafından çekilmiştir.
Daha sonra, Gazi’nin Amerikalılara hitaben yaptığı konuşmalarla ilgili sesli bir film de gösterilmiştir. Bu filmde, Amerika’nın Ankara Büyükelçisi İngilizce olarak Türk inkılabını anlatmakta ve Gazi’yi Amerikalılara tanıtmaktadır. Gazi ise Türkçe konuşmasında, iki demokrat milletin birbirlerine duydukları dostluk ve sevgi üzerine düşüncelerini ifade etmiştir. Bu gösterim, hem kültürel hem de siyasi bakımdan dikkat çekici bir nitelik taşımaktadır.
Fener alayına katılan kayıklar, sandallar, motorlar ve benzeri küçük deniz araçları, büyük bir özenle hazırlanmıştı. Bu küçük tekneler bayraklarla, defne dallarıyla süslenmiş; cam ve rengârenk kâğıt fenerlerle aydınlatılmıştı. Akşamın ilerleyen saatlerinde hepsi bir araya gelerek Haliç’te toplanmış ve görkemli bir manzara oluşturmuşlardı. Liman Kumandanlığı’nın sağladığı güvenlik ve düzen sayesinde alay, belirlenen güzergâh boyunca düzenli bir şekilde hareket etmiştir.
Fener alayına katılan tekneler, köprüden çıktıktan sonra sırasıyla liman dairesi, Seyr-i Sefain binası ve Kabataş sahilini takip ederek Dolmabahçe Sarayı önlerine doğru ilerlemişlerdir. Bu geçiş sırasında deniz üzerindeki hareketlilik, izleyenler için hem heyecan verici hem de görsel açıdan etkileyici bir şölen niteliği taşımıştır. Işıklarla süsle
Bu sırada Marmara Vapuru da Balıkesir’den gelen yaklaşık yüz elli kişilik heyeti taşıyarak karşımızda demirledi. Vapur baştan sona özenle süslenmişti. Güvertesinden direklerine kadar her yer rengârenk bayraklarla donatılmış, adeta bir bayram havası yaratılmıştı. Herkesin heyecanı doruktaydı. Saatlerin dikkatle takip edildiği bu anlarda, Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin treninin saat dokuzu elli geçe İzmit’e ulaşacağı öğrenilmişti.
Yaşanan bu tarihi anları dakika dakika kaydedebilmek için derhal İzmit’e geçmek gerekiyordu. Neyse ki Seyr-i Sefain İdaresi’nin kıymetli müdürü Sadullah Bey, bir motor göndererek imdadımıza yetişti. Kısa sürede karaya çıktık. İskele ile istasyon arasındaki yol olağanüstü bir şekilde süslenmişti. Güzergâh boyunca alay sancakları, Türk bayrakları, defne dalları ve çeşitli yeşillikler yer alıyordu. Ayr
Bu eşsiz kabir taşının değeri fark edildiğinde, onun İslâm ve Şark Eserleri Müzesi’ne kazandırılması gerektiği düşünülmüştür. Bu amaçla, dönemin müze müdürü olan merhum Abdülkadir Erdoğan’a haber verilmiştir. Saygıdeğer bir ilim adamı olan Erdoğan, Eyüp’e götürülmüş ve söz konusu taş kendisine yerinde gösterilmiştir. Taşın sanatsal ve tarihî kıymetini hemen kavrayan Erdoğan, bu eserin müzeye nakledileceği vaadinde bulunmuş ve bu düşünce büyük bir sevinçle karşılanmıştır.
Ne yazık ki, müze müdürünün bir süre sonra hastalanması ve ardından emekliye ayrılması, bu iyi niyetli girişimin hayata geçirilmesine engel olmuştur. Daha sonra İstanbul Ansiklopedisi’nin hazırlanma süreciyle meşgul olunması, bu çok değerli mezar taşının uzun süre unutulmasına yol açmıştır.
1937 yılında kabir taşının resmini yapmak a
Atâ Bey, asıl adıyla Fayyarzâde Ahmed, Osmanlı tarih yazıcılığının önemli isimlerinden biridir. En çok, kendi adıyla anılan veya “Enderun Tarihi” olarak bilinen meşhur eserin yazarı olmasıyla tanınır. Bu eser, Osmanlı saray teşkilatı ve Enderun hakkında birinci elden bilgiler içermesi bakımından büyük önem taşır. Atâ Bey, 1810 yılında (Hicrî 1225) İstanbul’da doğmuştur.
Atâ Bey’in babası, Enderun-ı Hümâyun’da yetişmiş ve III. Selim devrinde hizmetleriyle tanınmış olan Tayyar Ağa’dır. Bu durum, Atâ Bey’in daha çocuk yaşlardan itibaren devlet hizmetine ve saray çevresine yakın bir ortamda yetişmesini sağlamıştır. Henüz dört yaşındayken mahalle mektebine verilmiş, burada harfleri öğrenmeye başlamıştır. Beş yaşına geldiğinde ise, dönemin anlayışına uygun olarak, 1815 yılında bir muhasebe kaleminde kâtip adayı olarak gör
Âşiyan’ın üst katı bütünüyle Tevfik Fikret’e ayrılmıştır. Bu kat, bugün müze olarak düzenlenmiş olup üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler bir çalışma odası, bir yatak odası ve küçük sergi alanlarıdır. Ev, şairin hayatını, düşünce dünyasını ve sanat anlayışını yansıtan eşyalarla donatılmıştır. Ziyaretçiler, bu mekânlarda Tevfik Fikret’in hem özel hayatına hem de edebî kişiliğine yakından tanıklık edebilirler.
Çalışma odasına girildiğinde, tam karşıda büyük bir yağlı boya tablo göze çarpar. Bu eser, Halife Abdülmecid Efendi tarafından yapılmış bir sis manzarasıdır. Ressam, ilhamını Tevfik Fikret’in meşhur “Sis” şiirinden almıştır. Tabloyu “Muhibbi azizim Tevfik Fikret Bey’e” sözleriyle imzalayan Abdülmecid Efendi, şaire olan saygısını açıkça göstermiştir. 1326 tarihini taşıya