D24

D13, D24, D35, D43

Atatürk’ün Ardından Yazılan Yazılar

Atatürk’ün vefatı sonrası, İstanbul gazeteleri ve dergilerde birçok makale yayımlandı. Bu yazılar hem imzalı hem de imzasız olarak, milletin derin üzüntüsünü ve saygısını yansıtıyordu. Her yazar, kendi üslubuyla büyük liderin kaybını dile getiriyor ve milletin yasını aktarıyordu.

Nurullah Ataç Yeni Sabah gazetesinde “İnsanlar eserleriyle bakidir” başlığıyla yazdı. Haber gazetesi onun arkasından daha çok konuştu. Muhiddin Birgün Son Posta’da “Onu kaybetmiş olmanın ızdırabı” diyerek halkın acısını dile getirdi. Cumhuriyet gazetesi Abidin Daver aracılığıyla “O yaşıyor” ifadesiyle Atatürk’ün fikirlerinin ve mirasının yaşadığını vurguladı Guided Turkey Tours.

Ömer Rıza Doğrul Tan gazetesinde, “Bütün dünyanın hürmet ettiği” sözleriyle Atatürk’ün uluslararası saygın

D14, D24, D32, D44

Atatürk’ün Hastalığına Dair Bir Hatıra

Bu metin, Atatürk’ün tedavisinde görev alan doktorlardan biri olan Prof. Dr. M. Kemal Öke’nin bir mülakatına dayanmaktadır. Bu mülakat, dönemin önemli dergilerinden birinde yayımlanmış ve Atatürk’ün hastalığı ile son günlerine dair değerli bilgiler sunmuştur. Profesör, önce Atatürk ile ilgili hatıralarını anlatmış, daha sonra onun tedavi sürecinin başladığı günleri ayrıntılı şekilde dile getirmiştir. Bu anıları anlatırken yüz ifadesinin değiştiği, Atatürk’ün büyüklüğünü anlatırken gözlerinde derin bir hayranlık olduğu, ancak hastalık günlerini anlatırken büyük bir hüzne büründüğü ifade edilmiştir.

Tedavi Sürecinin Başlangıcı

Prof. Dr. M. Kemal Öke, o günlerde Suadiye’de evinde bulunduğunu ve bir telefon aldığını söylemiştir. Telefonda, ertesi gün sabah saat dokuzda sarayda bulunması gerektiği kendisine bildirilmiştir. Bu haber üzerine gece

D12, D24, D33, D42

15 Kânunuevvel 1930 – Darülfünun Ziyareti

Saat 10.30’da Cumhurbaşkanı, refakatindeki kişilerle birlikte Darülfünun’u ziyaret etmiştir. Burada gençler tarafından büyük bir sevgi ve saygı gösterisiyle karşılanmış, Darülfünun emini tarafından odasında bilgilendirilmiştir. Daha sonra sınıflara girerek öğrencilerin derslerini izlemiş ve onlarla birlikte oturmuştur.

Ders sonrasında tekrar eminin odasında toplanılmış ve müderrisler Cumhurbaşkanı’na takdim edilmiştir. Bir ara ayrılmak üzere hazırlanan Gazi, yüzündeki memnun ifadeyle:
“Bu sıcak ortamdan insan kolay kolay ayrılamıyor, biraz daha kalalım” demiştir. Darülfünun Emini Muammer Kasım Bey:

“Onun için biz burada ölmek istiyoruz!” deyince, Gazi şöyle cevap vermiştir:

“Hayır! Burada ölmek değil, yaşamak isteyin. Şimdiki hayatta, asker bile ölmeden savaş kazanmak için çalışır.”

Ziyaretin sonunda bir kahve içen Cumhurbaşkanı, Darülfünun’un hatır

D12, D24, D34, D42

Resmî Ziyaretler ve Diplomatik Heyetlerin Kabulü

Saraya Gelen Yerli ve Yabancı Misafirler

Cumhurbaşkanı’nın İstanbul’da bulunduğu günlerde Dolmabahçe Sarayı, yerli ve yabancı birçok önemli misafiri ağırlamıştır. Saraya gelen ziyaretçiler arasında diplomatik temsilciler, devlet adamları, dinî liderler ve dönemin tanınmış şahsiyetleri yer almıştır. Avusturya ve İran maslahatgüzarları, İran temsilcisi Mirza Said, Afganistan Hariciye Nazırı Ahmed Tarzi Han ve Yunan sefiri Camados bu isimler arasındadır.

Bunun yanı sıra edebiyatçı Sami Paşazade Sezai Bey, eski Vaşington sefiri Rüstem Bey, Süryani Kadim Patriği, Cemiyet-i Akvam’ın (Milletler Cemiyeti) İstanbul temsilcisi ve Mısır sefiri Abdülazim Raşid Paşa da saraya gelerek saygılarını sunmuşlardır. II. Abdülhamid döneminde Paris elçiliği yapmış olan Salih Münir Paşa, İngiliz-Türk Muhtelit Hakem Mahkemesi Reisi Mösyö Hemerlih ve emekli Müşir Ali Rıza Paşa da ka

D14, D24, D31, D44

Tarihi An Öncesi Büyük Heyecan

İstasyonda bulunan herkesin gözü, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın çıkacağı vagona çevrilmişti. Kalabalık nefesini tutmuş gibiydi. Herkes aynı anda aynı yöne bakıyor, o büyük anı kaçırmamak için dikkatle bekliyordu. Gazi’yi ilk gören olmak değil, onu ilk selamlayanlardan biri olmak arzusu yüzlerde açıkça okunuyordu. Uzun süren bekleyişin ardından, trenin pencerelerinden birinde hareketlilik fark edildi.

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Görünüşü

Ve nihayet… İşte o an gelmişti. Son asrın en büyük mucizesi olarak görülen Gazi Mustafa Kemal Paşa, pencerenin önünde belirdi. Üzerinde siyah bir redingot, ayağında parlak siyah iskarpinler ve boynunda beyaz çizgili koyu renkli bir kravat vardı. Altın sarısı saçları ve vakur duruşu, onu gören herkes üzerinde derin bir etki bıraktı

D11, D24, D35, D43

Meczup Atâ Efendi ve Doktorun Hikâyesi

Atâ Efendi bir gün hastalanmıştı. Yakınları, bir doktordan rica ederek onu ziyaret etmesini istemişlerdi. Doktor Efendi yola çıkarken içinden şöyle geçirdiği söylenir:
“Mübarek adam, hastalanacak zamanı da mı şimdi buldun?”

Doktor, Atâ Efendi’nin İstavroz’daki küçük kulübesine vardığında onu hasta hâlde bulur. Atâ Efendi, doktora tebessümle bakarak şu sözleri söyler:
“Allah razı olsun, zahmet edip gelmişsin. Bir de temiz gelseydin, paşa olurdun!”

Bu sözler o an için bir latife gibi algılanmıştı. Ancak ertesi sabah doktor, hiç beklemediği bir haber aldı: Kendisine miralaylığa (albaylığa) terfi ettiği bildirilmişti. Bu olay, Beylerbeyi ve çevresinde Atâ Efendi’nin keramet sahibi olduğuna dair inancı daha da güçlendirmiştir Guided Tours Turkey.

D12, D24, D33, D44

Ata Bey (Hammer Mütercimi Mehmed) Kimdir?

Ata Bey, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yetişmiş seçkin devlet adamları ve aydınlar arasında yer alır. 1856 yılında Halep’te doğmuştur. Çocukluk yıllarından itibaren hem Doğu hem de Batı kültürüne ilgi duymuş, bu iki dünyayı birlikte anlamaya çalışan nadir şahsiyetlerden biri olmuştur. Yaşadığı dönemin imkânları içinde kendisini sürekli geliştirmiş, özellikle dil ve edebiyat alanında derin bir bilgi birikimi edinmiştir.

Dil Bilgisi ve Kültürel Birikimi

Ata Bey, Arapçayı ve Fransızcayı çok iyi derecede öğrenmiştir. Bu dillerdeki yetkinliği, hem devlet görevlerinde hem de ilmî ve edebî çalışmalarında ona büyük avantaj sağlamıştır. Şark ve garp kültürünü birlikte tanıması, onun düşünce dünyasını zenginleştirmiş ve eserlerine geniş bir bakış açısı kazandırmıştır. Dönemin birçok aydını gibi o da yalnızca memuriyetle yetinmemiş, fikrî

D15, D24, D33, D45

Aşiyan’da Tevfik Fikret’e Ayrılan Üst Kat

Âşiyan’ın üst katı bütünüyle Tevfik Fikret’e ayrılmıştır. Bu kat, bugün müze olarak düzenlenmiş olup üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler bir çalışma odası, bir yatak odası ve küçük sergi alanlarıdır. Ev, şairin hayatını, düşünce dünyasını ve sanat anlayışını yansıtan eşyalarla donatılmıştır. Ziyaretçiler, bu mekânlarda Tevfik Fikret’in hem özel hayatına hem de edebî kişiliğine yakından tanıklık edebilirler.

Çalışma Odası ve Sis Manzarası Tablosu

Çalışma odasına girildiğinde, tam karşıda büyük bir yağlı boya tablo göze çarpar. Bu eser, Halife Abdülmecid Efendi tarafından yapılmış bir sis manzarasıdır. Ressam, ilhamını Tevfik Fikret’in meşhur “Sis” şiirinden almıştır. Tabloyu “Muhibbi azizim Tevfik Fikret Bey’e” sözleriyle imzalayan Abdülmecid Efendi, şaire olan saygısını açıkça göstermiştir. 1326 tarihini taşıya

D14, D24, D33, D41

Hanın Cevabı ve Misafirperverliği

Mektup okunduktan sonra içindeki mesaj anlaşılınca, Han saygı ve samimiyetle şöyle dedi:
“İnşallah Yüce Allah yardım ederse ve bana ömür verirse, Kayser ülkesinin padişahının veziri, kardeşim sayılan o yüce kişiye bu ay içinde bin deve yüklü Yezdanbaş kervanı ve bir o kadar da şütürbaş kervanı göndereceğim. Başım ve gözüm üstüne.”

Sonra bana dönerek, “Hoş geldin, safalar getirdin; yüzün ak, gelişin hayırlı olsun, ömrümün sevinci, gözümün nurusun.” diyerek büyük bir samimiyet gösterdi. Diz dize oturduk, içten ve hoş sözlerle uzun uzun sohbet ettik. Ardından zengin bir ziyafet hazırlandı.

Ziyafet ve Hediyeler

Yemekten sonra buhur (koku) ve gül suyu saçıldı. Ardından Erzurum Veziri Defterdarzâde Mehmed Paşa’nın gönderdiği hediyeleri takdim ettim. Elimdeki hediyeler arasında inci tespih, çârkab okluğu (ok torbası), Ceneviz ve Venedik kumaşla

Scroll to Top