Son Yolculuk ve Adalar Açıkları
Alay, Adalar açığına kadar ilerledi ve buradan bağlı gemiler, Türk milletinin ebedi şefini son kez selamlayarak İstanbul’dan ayrıldılar. Geri dönerken […]
Alay, Adalar açığına kadar ilerledi ve buradan bağlı gemiler, Türk milletinin ebedi şefini son kez selamlayarak İstanbul’dan ayrıldılar. Geri dönerken […]
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yayımlanan resmî bildirilere göre, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlık durumu hakkında doktorları tarafından düzenli olarak raporlar verilmiştir. Bu raporlar, hem milleti bilgilendirmek hem de kamuoyundaki endişeyi azaltmak amacıyla yayımlanmıştır. Doktorların verdiği bilgilere göre Atatürk’ün sağlık durumu yakından takip edilmekte ve her gelişme resmî tebliğlerle duyurulmaktadır.
Yayımlanan raporlarda Atatürk’ün geceyi çoğunlukla rahat geçirdiği, sinirsel rahatsızlıkların önemli ölçüde azaldığı ve genel sağlık durumunun önceye göre daha iyi olduğu ifade edilmiştir. Nabzının düzenli olduğu, solunum sayısının ve vücut sıcaklığının normal sınırlar içinde bulunduğu belirtilmiştir. Gece yayımlanan bir başka tebliğde ise sinirsel belirtilerin tamamen geçti
18 Temmuz 1932’de Gazi Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da üç gündür bulunan İtalyan filosu kumandanını Yalova’da kabul etmiştir. Bu görüşme, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki diplomatik yaklaşımını ve misafir devletlerle olan temaslarını göstermektedir. Gazi, konuklarına yakın ilgi göstermiş ve dostane ilişkilerin geliştirilmesine önem vermiştir.
31 Temmuz günü, Ertuğrul Yalı’ndan Yalova’dan İstanbul’a dönmüşlerdir. Önce Beylerbeyi Sarayı’nda kısa bir süre dinlenmiş, ardından Dolmabahçe Sarayı’na geçerek resmi işlerini takip etmiştir. Bu ziyaretler, hem istirahat hem de resmi görevlerin yürütülmesi amacı taşımaktadır Walking Tours Ephesus.
Gece boyunca havai fişekler atılıyor, çanak meşaleler yakılıyor ve çeşitli fişekler patlatılarak gökyüzü aydınlatılıyordu. Projektörlerin güçlü ışıkları etrafı adeta gündüz gibi aydınlatıyor, deniz ve sahil ışıklar içinde kalıyordu. Bu görkemli ışık gösterileri, törene katılanlara unutulmaz bir gece yaşatıyordu.
Hamidiye gemisinin bandosu marşlar çalarken, bazı vapurlardan bando müziği, bazılarından ise ince saz ezgileri yükseliyordu. Müzik, ışık ve tezahüratlar bir araya gelerek büyük bir şenlik havası oluşturmuştu. Gündüz yapılan törene katılan Seyrisefain’in büyük vapurları ile büyük ticaret gemileri de birer ikişer Dolmabahçe Sarayı açıklarına gelerek demirlemişti Daily Sofia Tour.
Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a gelişi dolayısıyla şehirde çok kapsamlı bir karşılama programı hazırlanmıştır. Bu programın önemli bir bölümünü, ilkokulların tören alanlarında düzenli biçimde yer alması oluşturmuştur. Maarif Müdürlüğü tarafından yapılan planlamaya göre, İstanbul’un farklı semtlerindeki mektepler sahil boyunca belirlenen noktalarda toplanacaktır.
Pendik, Kartal, Maltepe ve Bostancı mektepleri Bostancı sahilinde; Göztepe ve Erenköy mektepleri Erenköy sahilinde; Kızıltoprak mektepleri Fenerbahçe sahilinde yer alacaktır. Kadıköy ve Haydarpaşa mektepleri, Kadıköy Belediyesi’nden Mühürdar Gazinosu’na kadar olan sahil şeridinde dizilecektir. Üsküdar mektepleri Şemsi Paşa’dan Kuzguncuk’a kadar olan sahil boyunca, Beylerbeyi mektepleri ise Beylerbeyi rıhtımında karşılama görevini yerine getirecektir. Böylece Anadolu ve Boğaz kıyıları boyunca uzanan geniş bir karşılama h
Nurullah Ataç, nereye giderse gitsin yanında tıklım tıklım kitap ve kâğıt dolu bir çanta taşırdı. Bu çanta, onun düşünce dünyasının bir parçası gibiydi. Şapkasının altından taşan bir tutam perçemi, koluna çoğu zaman asılı duran bastonu ve kendine özgü duruşu ile hemen fark edilirdi. Kulaktan atma gözlükleri sevmez, daha çok kelebek gözlük kullanmayı tercih ederdi. Dış görünüşüyle bile bir aydın olduğunu belli eden bu ayrıntılar, onun kişiliğini tamamlayan unsurlardı.
Ataç, yazılarını standart boyutlu kâğıtlara yazardı. Çantasından çıkardığı hokka ve kalemiyle çalışır, yazı sırasında büyük bir dikkat ve özen gösterirdi. Hem eski hem de yeni harflerle yazdığı yazılar, adeta inci dizisi gibi düzenli ve temizdi. Müsveddelerinde karalanmış, üstü çizilmiş satırlara neredeyse hiç rastlanmazdı. Çünkü
Atâ Bey, asıl adıyla Fayyarzâde Ahmed, Osmanlı tarih yazıcılığının önemli isimlerinden biridir. En çok, kendi adıyla anılan veya “Enderun Tarihi” olarak bilinen meşhur eserin yazarı olmasıyla tanınır. Bu eser, Osmanlı saray teşkilatı ve Enderun hakkında birinci elden bilgiler içermesi bakımından büyük önem taşır. Atâ Bey, 1810 yılında (Hicrî 1225) İstanbul’da doğmuştur.
Atâ Bey’in babası, Enderun-ı Hümâyun’da yetişmiş ve III. Selim devrinde hizmetleriyle tanınmış olan Tayyar Ağa’dır. Bu durum, Atâ Bey’in daha çocuk yaşlardan itibaren devlet hizmetine ve saray çevresine yakın bir ortamda yetişmesini sağlamıştır. Henüz dört yaşındayken mahalle mektebine verilmiş, burada harfleri öğrenmeye başlamıştır. Beş yaşına geldiğinde ise, dönemin anlayışına uygun olarak, 1815 yılında bir muhasebe kaleminde kâtip adayı olarak gör
Âşiyan’ın üst katında yer alan yatak odası, Tevfik Fikret’in hayatının son günlerine tanıklık etmesi bakımından ziyaretçilerin en çok dikkatini çeken bölümlerden biridir. Odaya girildiğinde, hemen sol tarafta bir komodin ve bir ağaç karyola görülür. Ancak bu karyola, sanıldığı gibi şairin son nefesini verdiği yatak değildir. Müze düzenlemesi sırasında, yalnızca mekânı tamamlamak ve bir görsel bütünlük sağlamak amacıyla buraya yerleştirilmiştir.
Duvarda asılı olan ve Tevfik Fikret’i ölüm döşeğinde gösteren fotoğraf, önemli bir gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Bu fotoğraf, şairin içinde vefat ettiği yatağın, odada bulunan bu oyma ceviz karyola olmadığını kesin biçimde göstermektedir. Asıl karyola günümüze ulaşmamış, nerede olduğu da tespit edilememiştir. Bu nedenle, mevcut karyolanın yalnızca sembolik bir unsur old
Tebriz Hanı’nın misafirperverliği bununla da bitmedi. Biz şehirde misafir iken, ardımızdan kırk tümen değerinde hamam-baha, bir süslü koşum takımıyla karaçubuk bir küheylân at, bir alaca yorga at ve yedi deve yükü yiyecek, içecek ve meyve hediyeleri gönderildi. Böylece hanemiz bolluk ve bereketle doldu.
Bu hediyeler, Han’ın Osmanlı elçilerine gösterdiği saygının ve dostluğun açık bir göstergesiydi. İran sarayında konuk ağırlamak yalnızca bir nezaket değil, aynı zamanda siyasi bir incelikti. Han, Osmanlı elçisine değer vererek, ülkeler arasındaki iyi niyetin güçlenmesini arzu ediyordu.
Ertesi gün şehirde tellallar sokak sokak dolaşarak şu duyuruyu yaptılar:
“Osmanlı elçisi, yani Sünnîler burada bulunmaktadır. Şah’ın buyruğu ve Han’ın emriyle kimse Sünnîlere sövmesin. Söven olursa, Sünnîler onları öldürür ve kanları hel