G42

G14, G21, G33, G42

21 Kasım 1938 Ankara’da Matem Günü

21 Kasım 1938, Türk milleti için derin bir matem günüydü. Gazetelerde Atatürk’ün kaybı üzerine çok sayıda yazı yayımlandı. Nurullah Ataç Haber gazetesi “Matem günü” başlığıyla o günün önemini aktardı. Sezai Atillâ Tan, Atatürk’ün son hizmetlerini ve ülkeye bıraktığı mirası yazdı. Muhiddin Birgün Son Posta, tabutun önündeki halkın duygularını anlattı.

Abidin Daver Cumhuriyet, “Sen ölmedin” diyerek liderin fikirlerinin ve eserlerinin yaşadığını vurguladı. F. Demircili Cumhuriyet, Altı Meş’alc başlığıyla Atatürk’ün ışığını ve rehberliğini simgeledi. Sadri Ertem Kurun, resimlere bakarken duyulan hüznü ifade etti. Hakkı Süha Gezgin Kurun, halkın kısa bir an için sessizce yas tutmasını yazdı.

Halk Filozofu Son Telgraf, “Atatürk Ankara’nın kucağında” diyerek cenazenin törenini ve halkın saygısını aktardı. Yunus Nadi Cumhuriyet, Peyami Safa Cumhuriyet, Recai Sanay S

G12, G24, G33, G42

23 Eylül 1932 – Tokatlıyan Oteli’nde Öğle Yemeği

23 Eylül 1932’de Gazi Mustafa Kemal Paşa, saat 11.30’da Tokatlıyan Oteli’ni ziyaret etmiş ve öğle yemeğini burada yemiştir. Bu ziyaret, İstanbul’daki sosyal ve resmi temaslarının bir parçasıdır.

26 Eylül 1932 – Dil Kurultayı

26 Eylül’de Cumhurbaşkanı, Dolmabahçe Sarayı’nda toplanan Dil Kurultayı’na şeref vermiş ve toplantıların sonuna kadar müzakereleri takip etmiştir. Bu davranış, Gazi’nin Türk dili ve kültürüne verdiği önemi göstermektedir.

6–7 Teşrinievvel 1932 – Boğaziçi ve Yalova Gezileri

6 Teşrinievvel akşamı, Gazi otomobille Büyükdere yönünde kısa bir gezinti yapmıştır. 7 Teşrinievvel günü ise Yalova’ya gidip dönmüştür. Gazeteler, Gazi’nin yakın bir zamanda Ankara’ya dönmesini beklediklerini yazmışlardır.

9–10 Teşrinievvel 1932 – İstanbul Gezileri ve Ş

G12, G24, G34, G42

Haziran – Temmuz 1928 Gazi Mustafa Kemal’in İstanbul Tenezzühleri ve Saray Çalışmaları

6–9 Haziran 1928: Boğaziçi Gezileri ve Şehir Turları

6 Haziran 1928 akşamı Gazi Mustafa Kemal, motorla Boğaziçi’nde kısa bir tenezzüh (dinlenme gezisi) yapmıştır. 8 Haziran’da ise Söğütlü yatı ile Boğaz’da bir başka deniz gezisine çıkmış ve bu sırada Balıkesir’den gelen bir heyeti kabul ederek, kendilerini Balıkesir’e davet ettiklerini iletmişlerdir.

9 Haziran akşamı saat 20.00’de, altı otomobilden oluşan bir kafile ile şehir içinde bir gezi yapılmıştır. Dolmabahçe Sarayı’ndan başlayan bu gezi, Kabataş, Tophane, Karaköy, Galata Köprüsü, Eminönü, Sirkeci, Babıali Yokuşu ve Aksaray üzerinden Fatih’e kadar uzanmıştır. Buradan Bayezid yolunu takip ederek Sultanahmet’e geçen Gazi, Babı Hümayun ve Topkapı Sarayı’na uğramıştır. Topkapı Sarayı’nda kısa bir istirahat sonrası parkın önünden Sirkeci yolu ile Beyoğlu’na geçilmiş, Şişli üzerinden Do

G15, G22, G35, G42

Ertuğrul Vapuru İstanbul Yolunda

Ertuğrul vapuru, bacasından çıkan yoğun dumanlar arasında yavaş yavaş gözden kayboluyordu. Deniz üzerinde ilerlerken artık İstanbul’a çok yaklaşmıştık. Yaklaşık on milden fazla yol almıştık ve her geçen dakika heyecan artıyordu. İstanbul’a yaklaştıkça Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın neşesi de belirgin şekilde artıyordu. Gebze açıklarına geldiğimizde denizin ve kıyıların manzarası daha da belirginleşmişti.

Bu sırada Gazi Hazretleri, elinde tuttuğu küçük taneli tesbihini masanın üzerine bırakarak etrafına bakıp gülümseyerek bir soru sordu. Ses tonunda hem mutluluk hem de derin bir anlam vardı. İstanbul’un yaklaştığını hissettiği her hâlinden belliydi.

İstanbul Sınırlarına Giriş

Adalar henüz tam olarak seçilemiyordu. Uzaktan bakıldığında, uzun ve koyu renkli kara parçaları gibi görünüyordu. Buna rağmen artık İstanbul sularına girdiğimiz açı

G15, G23, G34, G42

Atamyan’ın Sanat Hayatı ve Otodidakt Yetişimi

Bedros Atamyan, kendi kendini yetiştiren, yani otodidakt bir aktördü. Sanat hayatının en yoğun on yılı 1869-1879 arasında geçti. Bu dönemde henüz şöhretinin ilk basamaklarındayken, mütevazı şartlar altında Akdeniz ve Avrupa seyahatleri yapma fırsatı buldu. Bu geziler sırasında farklı tiyatro kültürlerini gözlemledi ve sahne deneyimini geliştirdi.

Yazar Ado Talassö, Atamyan’ın yeteneğini çağdaş Fransız komedi yıldızları ve özellikle Mounet Sully ile eşdeğer kabul eder. Atamyan’ın sahneye yaklaşımı, sıradan bir oyuncudan çok farklıydı. Talassö şöyle anlatır:

“Rolünü oynamadan önce Atamyan, eserdeki olayların geçtiği yerlere gider, oraları gözlemler. Hayalinde o vakaların cereyan ettiği zamana götürür kendini ve o olayların içinde yaşar. Bu hayat ve duyguyla döndükten sonra sahnede rolünü oynardı. Örneğin Venedik ve Kıbrıs’ta Otello, Verona’da Romeo, Elsenor’da Hamlet gibi kara

G15, G21, G35, G42

Atâ Bey ve Mısır Casuslarının Yakalanması

Bir gün, Atâ Bey ve arkadaşları, Serasker Paşa çadırı civarında karşılarına çıkan iki çıplak kişiyi kontrol etmekle görevlendirildi. Bu kişiler ilk anda şaşkınlık yaşadı ve ancak birer adım attılar. Atâ Bey’in liderliğinde, Mâ Bey ve diğer muhafızlar, çıplaklarla birlikte Hafız Paşa’nın çadırına doğru yürüdü. Çadırın yakınında bir meşale yanıyordu ve ışık, Atâ Bey’in incelemesini kolaylaştırıyordu.

Atâ Bey, meşale ışığında bu kişileri dikkatle inceledi. Vücutları o yöre halkı gibi esmer değil, oldukça beyaz ve zayıf görünüyordu. Bu durum, Atâ Bey’in bu kişilerin Mısırlı İbrahim Paşa’nın casusları olabileceği şüphesini güçlendirdi. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra Paşa’nın huzuruna çıkarak durumu ayrıntılı şekilde anlattı. O sırada Tayyar Paşa ve Birecik mütesellimi Ayıntablı Battal Bey de Serasker’in yanında bulunuyordu

G11, G25, G34, G42

Aşkî Efendi (Tabib Mehmed) Lâle Devri’nin Ünlü Çiçekçisi

Aşkî Efendi, asıl adıyla Tabib Mehmed, III. Selim devrinde yaşamış ve özellikle lâle yetiştiriciliği ile ün kazanmış önemli bir şahsiyettir. Osmanlı kültür tarihinde çiçekçiliğin zirveye ulaştığı dönemlerden biri olan bu devirde, Aşkî Efendi hem uygulayıcı hem de yazar kimliğiyle dikkat çekmiştir. Onu asıl önemli kılan eser ise “Takvîm-i Lâle” adlı çalışmasıdır.

Takvîm-i Lâle’nin Yazılışı ve Önemi

Takvîm-i Lâle, Hicrî 1216 (Milâdî 1801) yılında kaleme alınmıştır. Bu eser, Osmanlı’da lâleye verilen değerin ve çiçekçiliğin ne kadar ileri bir düzeye ulaştığının açık bir göstergesidir. Eser, yalnızca estetik bir çiçek sevgisinin ürünü değil, aynı zamanda bilimsel ve sistemli bir botanik çalışması niteliği taşır.

Dönemin şairlerinden Rıza, bu eser için bir takriz (övgü yazısı) kaleme almış ve Takvîm-i Lâle’nin değer

G13, G22, G34, G42

Tebriz Camilerinin Güzelliği ve Mimari Zenginliği

Tebriz şehrinde bulunan camilerin her biri, benzersiz bir sanat ve zarafet örneğidir. İçlerinde asılı duran avizeler ve onları taşıyan ustalıkla yapılmış askılar, insanın hayranlığını uyandıracak kadar güzeldir. Bu camilere dikkatle bakan bir kimse, sanki ışıkla dolu bir Çin veya Maçin (Uzak Doğu) sanat galerisine girmiş gibi hisseder. Her biri öylesine süslü, öylesine zariftir ki, kelimelerle tarif etmek neredeyse mümkün değildir.

Ne var ki, bu görkemli camilerden bazıları fakir kalmış gibidir. Cemaatten uzak düşmüş, sessiz ve sükûnet içinde kalmışlardır. Anadolu veya Arabistan’daki camilerde olduğu gibi, burada cemaatle namaz kılma geleneği pek güçlü değildir. Ezan okununca insanlar camiye gelir, beş vakit namazlarını kılarlar ama hemen çıkıp giderler. Bu yüzden camiler, genellikle cemaatsiz bir hâl almıştır

Scroll to Top