G35

G13, G24, G35, G43

Atatürk’ün Doğumu ve Askeri Kariyeri

1881 yılında Selanik’te doğan Mustafa Kemal Atatürk, kısa süre içinde hem eğitimde hem de askerî alanda öne çıktı. 1901 yılında Erkânıharp Yüzbaşısı olarak mezun oldu. 1907 yılında Kolağası, 1912’de Binbaşı, 1914’te Kaymakam ve 1915’te Miralay rütbesine yükseldi. 1916’da General oldu ve aynı yıl İkinci Ordu Kumandan Vekili görevini üstlendi. 1917 yılında Hicaz Kuvvetleri Seferiye Kumandanı ve 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Kumandanı olarak önemli görevler aldı.

Milli Mücadele Dönemi

15 Mayıs 1919’da Üçüncü Ordu Müfettişi olan Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi, 1 Eylül 1919’da ise Sivas Kongresi açıldı. 7 Eylül 1919’da Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu. 27 Aralık 1919’da Atatürk Ankara’ya geldi. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi (T

G15, G25, G35, G44

1–2 Eylül 1932 – Sarayda Çalışmalar ve Boğaziçi Gezisi

1 Eylül 1932’de Gazi Mustafa Kemal Paşa, Dolmabahçe Sarayı’ndaki bürolarında çalışmalarını sürdürmüştür. Akşam üstü Boğaziçi’nde kısa bir gezinti yapmış ve Torba civarında bir süre dinlenmiştir.

2 Eylül günü, dünya güzellik kraliçesi Keriman Halis Hanım’ın teşekkür telgrafını almış ve ona şu cevabı göndermiştir:
“Keriman Halis Hanımefendi, Fındıklı Apartmanı – Kabataş. Telgrafınızı aldım. Başarılarınız vesilesiyle memleketimiz ve Türk kadınlığı hakkındaki saygılı düşüncelerinizden ve şahsıma dair güzel sözlerinizden çok memnun oldum. Başarılarınızın devamını dilerim, kızım.
Gazi Mustafa Kemal.”

Bu ileti, Gazi’nin gençler ve özellikle Türk kadınlarının başarılarına verdiği önemi göstermektedir.

3–6 Eylül 1932 – İstanbul Gezileri ve Boğaziçi Tenezzühü

3 Eylül akşamı, Beyoğlu’nda otomob

G14, G21, G35, G44

Ağustos ve Eylül 1927

Sarayda Çalışmalar, Deniz Gezileri ve Seçim Sonuçları

21 Ağustos 1927: Üsküdar Yangını ve Yardımlar

21 Ağustos 1927 tarihinde Üsküdar’da meydana gelen yangın felaketi, yaklaşık 400 evi etkilemiş ve halk arasında büyük bir üzüntü yaratmıştır. Gazi, yangınzedelere derhal yardım edilmesi için 5.000 lira tahsis etmiş ve bu paranın acilen dağıtılmasını emretmiştir. Bu adım, Cumhurbaşkanının halkın ihtiyaçlarına duyduğu yakın ilgiyi ve sosyal sorumluluk anlayışını göstermektedir. Üsküdar halkı, Gazi’nin ilgisi ve hızlı müdahalesi karşısında derin bir memnuniyet duymuştur.

25–27 Ağustos 1927: Sarayda Çalışmalar ve Boğaz Gezileri

25 Ağustos günü Cumhurbaşkanı, tüm gününü Dolmabahçe Sarayı’nda çalışmalarla geçirmiştir. 26 Ağustos’ta İstanbul’a gelen milletvekillerini kabul etm

G15, G22, G35, G42

Ertuğrul Vapuru İstanbul Yolunda

Ertuğrul vapuru, bacasından çıkan yoğun dumanlar arasında yavaş yavaş gözden kayboluyordu. Deniz üzerinde ilerlerken artık İstanbul’a çok yaklaşmıştık. Yaklaşık on milden fazla yol almıştık ve her geçen dakika heyecan artıyordu. İstanbul’a yaklaştıkça Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın neşesi de belirgin şekilde artıyordu. Gebze açıklarına geldiğimizde denizin ve kıyıların manzarası daha da belirginleşmişti.

Bu sırada Gazi Hazretleri, elinde tuttuğu küçük taneli tesbihini masanın üzerine bırakarak etrafına bakıp gülümseyerek bir soru sordu. Ses tonunda hem mutluluk hem de derin bir anlam vardı. İstanbul’un yaklaştığını hissettiği her hâlinden belliydi.

İstanbul Sınırlarına Giriş

Adalar henüz tam olarak seçilemiyordu. Uzaktan bakıldığında, uzun ve koyu renkli kara parçaları gibi görünüyordu. Buna rağmen artık İstanbul sularına girdiğimiz açı

G11, G24, G35, G43

Atamyan’ın Rusya Turnesi ve Başarısı

Bedros Atamyan, Rusya’da sahneye çıktığında, başta Urtyel Avgustasuy ve Ciyakomettr oyunları olmak üzere, birçok önemli rolde gösteri yaptı. Bu performanslarıyla Rusya’nın büyük şehirlerinde büyük takdir topladı. İzleyiciler onu alkışladı, Çarlık Rusyası’nın zengin ve etkili burjuva kesimi de değerli hediyeler sundu. Ancak Atamyan’ın şöhreti ve kazandığı servet, yanında amansız bir hastalık, yani akciğer veremi getirdi.

Atamyan, 20 yıllık sanat hayatının jübilesi için düzenlenen etkinliklerde büyük alkış aldı. Daha sonra Türkiye’ye giderek o dönemde zengin bir şehir olan bir beldede sahne aldı. Ancak hastalığı yüzünden yalnızca iki temsil verebildi ve ıstırabına dayanamayarak İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Böylece sahne hayatı Atamyan için ebediyen sona ermiş oldu.

Hastalık ve Son Günleri

1890 yılında Boğaz Kasrı’nda akciğer veremi te

G15, G21, G35, G42

Atâ Bey ve Mısır Casuslarının Yakalanması

Bir gün, Atâ Bey ve arkadaşları, Serasker Paşa çadırı civarında karşılarına çıkan iki çıplak kişiyi kontrol etmekle görevlendirildi. Bu kişiler ilk anda şaşkınlık yaşadı ve ancak birer adım attılar. Atâ Bey’in liderliğinde, Mâ Bey ve diğer muhafızlar, çıplaklarla birlikte Hafız Paşa’nın çadırına doğru yürüdü. Çadırın yakınında bir meşale yanıyordu ve ışık, Atâ Bey’in incelemesini kolaylaştırıyordu.

Atâ Bey, meşale ışığında bu kişileri dikkatle inceledi. Vücutları o yöre halkı gibi esmer değil, oldukça beyaz ve zayıf görünüyordu. Bu durum, Atâ Bey’in bu kişilerin Mısırlı İbrahim Paşa’nın casusları olabileceği şüphesini güçlendirdi. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra Paşa’nın huzuruna çıkarak durumu ayrıntılı şekilde anlattı. O sırada Tayyar Paşa ve Birecik mütesellimi Ayıntablı Battal Bey de Serasker’in yanında bulunuyordu

G13, G22, G35, G41

Âşiyan Mecmuasının Adı ve Tevfik Fikret’in Tutumu

Âşiyan Mecmuası’na adını veren kişi Tevfik Fikrettir. Mecmuanın ismi, doğrudan onun Âşiyan’daki hayatı ve sanat anlayışıyla ilişkilidir. Tevfik Fikret, dergide yayımlanacak şiirleri için kendisine teklif edilen telif ücretini kesin bir dille reddetmiştir. Sanatını maddi bir karşılıkla ölçmeyi doğru bulmamış, yazılarını tamamen gönüllü olarak vermeyi tercih etmiştir. Bu tutum, onun edebiyata ve sanat ahlakına verdiği değerin açık bir göstergesidir.

Âşiyan Mecmuası’nda en yüksek telif ücreti ise Abdülhak Hâmid Tarhan’a ödenmiştir. Kendisine her şiiri için beş altın telif hakkı teklif edilmiş ve bu ücretin kabul edilmesi özellikle rica edilmiştir. Bu durum, Abdülhak Hâmid’in dönemin edebiyat dünyasındaki saygın yerini ve mecmuanın nitelikli yazarlara verdiği önemi göstermektedir Walking Tours E

G12, G25, G35, G44

Dördüncü Kurucu Sultan Muhammed Şam-ı Gazan

Tebriz’in dördüncü kurucusu, Hicrî 694 (Miladî 1295) yılında hükümdar olan Sultan Muhammed Şam-ı Gazan’dır. Onun zamanında şehir, adaletli yönetimi sayesinde öyle gelişmişti ki sınırları bir yandan Liyan Dağı’na, diğer yandan Sincan Dağı’na, Ucan Dağı’na ve Şehlan Dağı’na kadar uzanıyordu.

Adaletle yönetilen Tebriz, kısa sürede ilim, sanat ve zenginliğin merkezi hâline geldi. Şehir, güzelliğiyle bütün dünyada tanınır olmuş, “cihan süsleyen şehir” olarak anılmıştır.

Sultan Şam-ı Gazan, Tebriz’in çevresine güçlü surlar yaptırdı. Şehrin büyüklüğü öyleydi ki bir yaya, bu surların çevresini dört günde dolaşabilirdi. Bu dönemde, Abbâsî halifelerinden el-Mütevekkil Alallah tarafından yaptırılmış olan eski iç kale de hâlâ ayaktaydı.

Tebriz’in Değişen Yazgısı

Zamanla şehir, pek çok hükümdarın eline geçti; bazen h

Scroll to Top