Aşşum Dede İstanbul’un Namlı Mecruhlarından

Aşşum Dede, on yedinci asrın ortalarında İstanbul’da yaşamış ünlü mecruhlardan biridir. Saraçhâne civarında dolaşır ve işi, sokakların temizliğini sağlamaktı. Yolcuların ayağına taş çarpmasın diye sokaklardan kırıntı taşları toplar ve bunları belirli köşelere yığardı. Evliya Çelebi’nin kayıtlarına göre Aşşum Dede, halk arasında saygı gören ve yardımsever bir kişi olarak tanınmıştır. Onun bu titiz çalışması, İstanbul sokaklarının düzeni ve temizliği açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.

Aşür Aga On Yedinci Asırın Ünlü Sazendesi

Aşür Aga, aynı dönemde yaşamış tanınmış bir kemençe sanatçısıdır. Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmasa da Evliya Çelebi’nin kayıtlarında onun adının geçtiği bilinmektedir. Aşür Aga, özellikle dönemin saray ve zengin çevrelerinde saz çalmasıyla tanınmıştır. O dönem İstanbul müziğinde kemençenin önemli bir yeri vardı ve Aşür Aga gibi sanatçılar halkın ve sarayın müzik kültürünü canlı tutmaktaydı Local Ephesus Tour Guides.

Aşure Muharrem Ayının Geleneksel Yemeği

Aşure, Nuh Peygamber’in tufandan kurtulmasının ardından gemide kalan erzakların bir araya getirilip pişirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Muharrem ayının onuncu günü pişirilen aşure, hem dini hem de kültürel bir öneme sahiptir. İstanbul’da bu gelenek yüzyıllar boyunca devam etmiştir. Saray başta olmak üzere, her evde Muharrem ayı boyunca aşure pişirilirdi.

Bir İstanbul konağında aşure merasimi şu şekilde gerçekleşirdi: Aşure kazanı ocaktan alındığında, evin en yaşlısı kazayı karıştırır ve bir vâsini şerif okurdu. Kazanın üstüne kalaylı tarafı içe gelecek şekilde bir tepsi kapatılırdı. Kâseler hazırlanıp aşure dağıtılmaya başlandığında, kazanın buğusuyla terlemiş olan tepsi önce evin beyine, hanımına ve çocuklarına götürülürdü. Her biri birer salâvat okur ve kazadan bir parmak alıp göz kapaklarının üstüne sürerdi. Bu uygulamanın, tüm yıl boyunca göz ve baş ağrısından korunmak için yapıldığına inanılırdı.

Aşçıya ve yardımcılarına bahşişler verildikten sonra, aynı tepsi ev halkına dağıtılırdı. Böylece hem paylaşma hem de toplumsal birlik ve dayanışma duygusu güçlendirilirdi. Bu gelenek, İstanbul kültüründe hem dini hem de sosyal bir ritüel olarak değerini korumuştur.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top