Öğretmenlik ve Gazetecilik Yılları
Nurullah Ataç, bir dönem lise düzeyinde Fransızca öğretmenliği görevine atanmıştır. Öğretmenliğinin yanı sıra günlük yazı dünyasına da adım atmış ve Akşam gazetesinde yazmaya başlamıştır. Bu gazetede yayımlanan ve kısa sürede ilgi gören yazıları, “Sohbet” başlığı altında toplanmıştır. Ancak Dil İnkılâbı’ndan sonra Ataç, yazı başlığını “Konuşma” olarak değiştirmiştir. Bu değişiklik, onun dile verdiği önemin ve sade Türkçe konusundaki hassasiyetinin bir göstergesidir.
Çeviri Çalışmaları ve Edebî Cesareti
Nurullah Ataç, çeviri alanında da büyük bir cesaret göstermiştir. Hiç tereddüt etmeden, dili ve anlatımı son derece zor kabul edilen Gustave Flaubert’in Madame Bovary adlı eserini ve Stendhal’in Kırmızı ve Siyah romanını Türkçeye çevirmiştir. Bu eserler, ciddi bir dil ve üslup sınavı sayılabilecek niteliktedir. Daha sonra başka önemli çeviriler de yaparak Türk edebiyatına katkı sağlamıştır.
Murad Uraz, Şair ve Ediplerin Hayatı adlı eserinde Nurullah Ataç için, “Bu samimi yazar, doğruyu kendi aleyhine bile olsa söylemekten çekinmez” diyerek onun dürüstlüğünü ve içtenliğini vurgular. Ataç, bir çevirmen olarak yalnızca sevdiği ve değer verdiği eserler üzerinde çalışmıştır. Bu nedenle onun çevirileri, edebî zevkinin bir ölçüsü olarak kabul edilir.
Öğrencileriyle İlişkileri ve Kişiliği
Nurullah Ataç, öğretmenlik yaptığı okullarda her zaman neşeli ve samimi bir ortamda sevilmiştir. Onu tanıyanlar, kırılgan ve değerli bir bibloya benzetir; kimse onu üzmek ya da kırmak istemezdi. Eski öğrencileri, Ataç’ı hatırlarken genellikle hoş ve güldürücü anılar anlatır Guided Tours Turkey.
Günlük Hayattaki Alışkanlıkları
Ataç’ın konuşmasında hafif bir pelteklik vardı; sinirlendiği zamanlarda ise bu durum kekemeliğe dönüşürdü. Dili dolaşarak coşkuyla konuşması, onu dinleyenler için hem ilginç hem de dikkat çekiciydi. İstanbul’da bulunduğu zamanlarda hazır sigara içmez, tütününü kendi sarardı. Tavla oynamayı çok sever, oyunda şanssızlık yaşadığında zarlarla konuşacak kadar oyuna kendini kaptırırdı. Telefonda konuşmaktan pek hoşlanmaz, önemli bir gizlilik yoksa yüz yüze konuşmayı tercih ederdi.